MEMDUH ŞEVKET ESENDAL’IN ROMANLARINDA AİLE Dr. İsmail ÇETİŞLİ

MEMDUH ŞEVKET ESENDAL’IN ROMANLARINDA AİLE
Dr. İsmail ÇETİŞLİ



Toplumların en küçük sosyal birimi, hiç şüphesiz aile müessesesidir. Bir yönüyle ferde, diğer yönüyle de cemiyete yönelik olan aile, bünyesinde var olduğu topluma ait değerle manzumesinin en tabiî şartlarda öğrenilip öğretildiği veya benimsenip benimsetildiği ve yaşanıp yaşatıldığı muhafazakâr bir kurumdur da. Bu açıdan toplumbilimcilerin “sağlam/sağlıklı aile=sağlam/sağlıklı
toplum” şeklinde formüle edilen bir hükme varmış olmaları, bizi hiç de yadırgatmamalıdır. Fert ve toplum hayatında bu kadar önemli bir mevkie sahip bir müessesenin sanatkârı üzerinde düşünmeye davet etmesi son derece tabiîdir. Hatta edebî eserin ana konularından birinin aile olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Edebiyat tarihimizde, sadece roman, hikâye ve tiyatro
türlerinde kaleme alınmış eserlere bu açıdan bakmak, haklılığımızı ortaya koyacaktır. Ahmet Mithat Efendi'den günümüze uzanan dönemde, pek çok yazarımız eserlerinde aileyi farklı açı veya meseleleriyle ele alıp işlemişlerdir. 

I. Meşrutiyet sonrası yazarlarımızdan olan Memduh Şevket Esendal da bunlardan birisidir. Yazar, üç yüzü aşkın hikâyesinin önemli bir bölümünü evlilik/aile konusuna tahsis etmenin yanında, üç romanını da aynı konu ekseninde kaleme almıştır. Yazımızda, onun Miras, Ayaşlı ile Kiracıları
ve Vassaf Bey isimli üç romanını konuları itibariyle değerlendirmeye çalışacağız.1 Romanlara genel olarak baktığımızda, Türk toplumunun XX. yüzyılın ilk 30-40 yılı içinde yaşadığı “geçiş dönemi” sancıları ile yeniden yapılanma gayretlerinin ele alınmış olduğunu görürüz.
Esendal, çizdiği sosyal panoramada, temeli XIX. yüzyılın başlarına kadar inen toplumumuzun sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik hayatına ait değerler manzumesindeki bozulma, çözülme, yozlaşma veya değişme vetiresini; bunun fert, aile ve toplum hayatına yansıyan sonuçlarını tespit, tasvir ve tahlil etmeye çalışır. Bunu türün imkân ve sınırları içinde işlerken de aile müesseseni ısrarla “odak merkez” olarak seçer. Ferdi, söz konusu merkez içinde irdelerken topluma da yeni buradan hareketle ulaşmaya gayret eder.

Miras, Ayaşlı ile Kiracıları ve Vassaf Bey'de aileyi alâkadar eden ilk ve en önemli husus, müessesedeki yapı değişikliğidir. Değişim, hem iç hem de dış yapıdadır. Yani aile, kemiyet ve keyfiyet itibariyle değişirken aynı ölçüde, içinde yaşadığı mekân itibariyle de değişir. Bu sebepledir ki, Türk toplumu çok kısa bir zaman içinde hem “büyük aile”den “çekirdek aile”ye hem de
“konak”tan “apartman”a geçişi bir arada yaşanmıştır. Özellikle Miras ve Ayaşlı ile Kiracıları romanlarında bu süreci bütün açıklığıyla görebiliriz.
Romanlarda söz konusu edilen ailedeki değişmelerin ayrıntılarına girmeden önce önemli bir hususu burada belirtmek isteriz. Türk milletinin tarihi boyunca sahip olduğu asıl aile tipi, hâlâ yeterince aydınlatılamamış bir konudur. Biz bu konuya girmeden sadece romanlarla sınırlı
katacağız. Ayrıca, Esendal'ın üzerinde durduğu aileler, İstanbul (Miras) ve Ankara (Ayaşlı ile Kiracıları, Vassaf Bey) gibi, İmparatorluk ve Cumhuriyet dönemi başkentlerinde yaşamışlardır. Bir başka ifadeyle, romanların geniş mekânları ile vak’a zamanları, adı geçen başkentler ve dönemlerdir.

Gerçek mânâdaki “büyük aile”, bir aile romanı durumundaki Miras'ta, hatıralara bağlı ve art zamanlı olarak söz konusu edilir. Bu, Silahtar Ali Paşa ailesidir. Sultan Selim'deki Silahtar Paşa Konağı'nda yaşamış olan büyük ailenin kaç nesil ve kaç kişiden teşekkül ettiğini tespit etmiyoruz.
Ancak, aşağıda daha yakından tanıyacağımız Fitnat Hanım ailesinden (en az 17 kişilik) çok daha büyük olduğu muhakkaktır. Çünkü Fitnat Hanım ailesi, beşe bölünmüş Silahtar Ali Paşa ailesinin sadece bir parçasıdır. Bu aile, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, büyük ananın ölümü üzerine önce iç bütünlüğünü, bir çatı altında yaşamanın ahengini kaybetmiş, çok geçmeden de parçalanıp dağıtılmıştır. Miras kavgaları, parçalanmanın zâhirî sebebi olarak karşımıza çıkar. Miras'ın vak’a zamanında (1908 öncesi), sadece Fıtnat Hanım ailesinin büyük aile geleneğini
devam ettirmekte olduğu görülür. Çiftecevizler'deki köşkte üç nesil ve geniş bir hizmetçi kadrosu
bir arada yaşamaktadır. Daha açık bir ifadeyle, anne-baba, oğullar-kızlar, gelinler-damatlar ve torunlar gibi asıl aile fertlerinin yanında dadılar, kalfalar, bacılar, beslemeler, matmazeller,
hizmetçiler uşaklar, aşçılar ve bahçıvanlardan teşekkül eden geniş bir insan topluluğu aynı çatı altındadır.

Fitnat Hanım ailesi dışında ne Miras, ne Ayaşlı ile Kiracıları ve ne de Vassaf Bey'de başka bir büyük aile örneği ile karşılaşmayız. Bundan da öte, söz konusu ailenin iç yapısına dikkat ettiğimizde fazla bir ömrünün kalmadığı gerçeği karşımıza çıkar. Zira büyük ailenin iç dokusunda maddî ve manevî çözülmeler vardır. Hatta varlıklarıyla ona vücut veren iç çekirdek aileler de bile
büyük huzursuzluklar yaşanmaktadır. Kısacası; büyük aile ömrünü hemen hemen tamamlamış,
çekirdek aile sosyal hayatımıza hâkim olmaya başlamıştır. Nitekim Silahtar Ali Paşa ailesinin parçaları durumundaki Şefik ve Canip Bey aileleri, birer çekirdek ailelerdir. Anne-baba, çocuk/çocuklar ve tek bir hizmetçiden teşekkül ederler. Vak’a zamanları 1930 ile 1940 yıllarını
kapsayan Ayaşlı ile Kiracıları ve Vassaf Bey'de ise tamamiyle çekirdek aile esastır. Çoğu ailede hizmetçi olmadığı gibi, çocuk sayısında da düşüş vardır.

Aile müessesindeki değişme vetiresi, yukarıda vurgulamaya çalıştığımız gibi, sadece bir kemiyet meselesinden ibaret değildir. Bundan çok daha önemli ve o ölçüde de tehlikeli bir başka yaşanmaktadır ailede. Bu, keyfiyetteki; müessesenin varlık ve bekâsını sağlayan kıymet hükümlerindeki bozulma, çözülme, yozlaşma vetiresidir. Zaten yapı itibariyle küçülmenin arkasındaki asıl faktörlerin başında bu husus gelir. Onun içindir ki, yapıdaki değişme çekirdek
ailede durmaz. Çekirdek aile de iç bütünlüğü hızla kaybetmekte, sadece sembolik bir kurum olmanın eşiğine gelmektedir. Çünkü -öncelikle- fedâkârlık, sadakât, namus, aile şuur ve sorumluluğu ile bunların teşekkülünde önemli rol oynayan ahlakî ve dinî değerler çok büyük ölçüde
erozyona uğramıştır. Bunlara kendini ispatlama arzusu, “ben” duygusunun körüklediği egoizm ve birtakım moda cereyanların tesiri de eklenince, karı-kocanın bile çarpık bir “ferdîleşme” çukuruna
düşmeleri kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Miras'ta başlayan bu süreç, Ayaşlı ile Kiracıları'nda en uç noktaya ulaşmıştır. İlk romandaki Şefik-Faika, Cavit-Saide, Ferruh-Müeddep, Zekeriya-Nuriye çiftlerinden
teşekkül eden çekirdek aileler huzursuzluk, çalkantı vc çatışmalarla yüklüdür. Şefik Bey komşusu Nuriye Hanım'la, Cavit Bey bir Ermeni kadınla, Canip Bey hizmetçisi Toksi ile gayr-i meşru ilişki kurarken Faika ve Saide de ihanctin eşiğindedir. Öte yandan yaşlı Atiye Hanım, babası şüpheli bir
çocuk ve sefahat dolu bir hayatın sahibi olmanın yanında eşcinseldir de.
Ayaşlı ile Kiracıları romanının asıl mekânı olan dokuz odalı apartman dairesindeki Haki- Turan, Abdülkerim-İffet, Fuat-Faika çiftlerinden oluşan ailelerdeki çözülme, eşlerin ferdîleşmesi
çok daha ileri seviyededir. Resmî veya dinî nikâhın maddî ve manevî bağlayıcılığından söz etmek son derece zordur artık. Metres hayatı, yasak ilişki, neredeyse tabiî addedilir olmuştur. Toplumda
karısını başka erkeklere peşkeş çekebilecek veya yasak ilişkisine göz yumabilecek “karnı geniş” bir koca tipi ile gözüne kestirdiği her erkekle ilişkiye girebilen, sabahtan akşama kumar masasında
oturmaktan bir tek çocuğuna bile bakamayan, sonradan görme, moda düşkünü kadın tipi yan yanadır. Meselâ: ikinci evliliğini yaşamakta olan Turan Hanım'ın hayatını iki şey doldurur: Kumar
ve istediği erkekle yaşamak. Kocası Haki, bunların hepsinden haberdâr olduğu halde hiçbir tepki göstermez. Ayaşlı İbrahim Efendi'nin Ankara'daki ikinci karısı Makbule Hanım bir nevi genelev çalıştırırken kendisi, bir zamanlar aynı evde çalışmış, şimdi de Fuat'la evli olan üvey kızı Faika ile ilişkilidir. Eski konsoloslardan Şefik Bey ise, dul bir kadınla ikinci defa evlenirken onu başka erkeklere satma hesabı içindedir. Vassaf Bey'de de benzer bir durumun varlığını söylemek mümkündür. Perihan'ı evlenmekten korkutan hususların başında, çevresinde gördüğü huzursuz aileler gelir. Feridun-Feride çiftinin vücut verdiği çekirdek aile, bunlardan birisidir. Söz konusu aile, kocanın sorumsuzluğu, başka bir kadınla yasak ilişki içinde bulunuşu yüzünden yıkılmanın eşindedir.

Kısacası; Türk toplumu XIX. yüzyılın ikinci yarısı, -özellikle- XX. yüzyılın başından itibaren aile müessesesinde büyük bir değişim süreci yaşamıştır. İlk bakışta sadece kemiyete yönelik olduğu intibaı uyandıran bu değişim süreci, çekirdek aileyi de tehdit eder hâle geldiğinde sırf kemiyet
meselesi olmadığı gerçeğini daha iyi vurgular. Aile müessesemiz, aslında keyfiyet itibariyle de değişmektedir. Müesseseyi ayakta tutan değerler manzumesindeki bozulma, çözülme ve yozlaşma
vetiresi, ilk aşamada büyük aileyi çekirdek aileye dönüştürmüş, bir adım sonra da onun varlığını tehdit eder hâle gelmiştir.

Memduh Şevket Esendal'ın romanlarında üzerinde durduğu ailedeki yapı değişikliğinin bir başka yönü, müessesenin içinde yaşadığı “mekân”daki değişmelerdir. İç yapıdaki kemiyet-keyfiyet
değişmeleri doğrudan doğruya dış yapıya/mekâna da yansımıştır. Bu sebepledir ki, konaktaki büyük aileden apartmandaki çekirdek aileye geçiş süreci bir arada ve iç içe yaşanmıştır. Şefik Bey'in
hatırlamalarından Miras'taki büyük ailenin (Silahtar Ali Paşa ailesi) konakta (Silahtar Paşa Konağı) yaşamış olduğunu öğreniyoruz. Çocukluğu burada geçen Şefik Bey, yıllar sonra konağı “geniş odaları, uzun koridorları, taş odaları, hamam daireleri” ile hatırlar. Silahtar Paşa Konağı, büyük
ananın ölümü üzerine önce iç bütünlüğünü kaybetmiştir. Çünkü miras kavgaları yüzünden birbirlerine düşen büyük aile fertleri, konağın bölüm ve dairelerini birbirine bağlayan ara kapıları, koridorları kapattırmıştır, dışarıdan yeni kapılar açtırmışlardır. Ardından birer birer terk etmek suretiyle de onu kaderiyle baş başa bırakmışlardır. Uzun süre tabiat, yaramaz mahalle çocukları ve kadirbilmez insanların saldırılarına göğüs germeye çalışan Silahtar Paşa Konağı, XIX. yüzyılın sonlarına doğru büsbütün harap olmuştur. Yıktırılan konağın yerine “tamam kırk beş evli bir mahalle”; “Silahtar Paşa Mahallesi” kurulmuştur. Aynı romanda, konağın ömrünü tamamlamasından sonra “yalı” ve “köşk” tipi mekânların aile vc sosyal hayatımızda ön plâna çıktığı
gözlenir. Fıtnat Hanım ailesi Çiftecevizler'deki köşkle, Atiye Hanım ailesi ise Kuruçeşme'deki yalıda oturmaktadır. Ancak söz konusu mekân tiplerinin de vak’a zamanında ömrün tamamlamakta olduğu sezilir. Çünkü onlara hayat veren büyük aile, gerek ekonomik, gerekse kemiyet-keyfiyet açısından büyük ölçüde yaşama gücünü yitirmiş veya hızla yitirmektedir. Nitekim Atiye Hanım'ın
yalısı maddî olarak “haraplaşmış” durumda Ayaşlı ile Kiracıları'nda konak, köşk ve yalılardan hiç söz edilmezken Vassaf Bey'de “yerinde yeller estiği” söylenir.
Konak, köşk, yalıdan sonra “eve” geçilmiştir, En azından konakta yaşamış olan büyük ailenin mekândaki değişim süreci bu aşamaları takip eder. Miras'taki Şefik ve Canip Bey aileleri iki katlı, bahçeli evlerde otururlar.
Esendal, Türk ailesinin mekâna bağlı hayatındaki değişim veya yozlaşma vetiresinin en çarpık sonucunu, Ayaşlı ile Kiracıları romanında dikkatlere sunar. Yeni Türk devletinin başkenti Ankara'nın mesken sembolü “apartman”dır artık. Üstelik her dairesinde bir ailenin oturduğu bir
apartman değil; mutfak, banyo ve tuvaletinin müşterek olarak kullanıldığı, dokuz odasının her birinde farklı kültür, meslek, yaş ve cinsiyetteki insan ve ailelerin oturduğu bir apartman dairesi. “Pansiyon” kelimesinden başka bir kavramla ifade edilemeyecek söz konusu mekândaki bu insan ve aileler (toptan 16 kişi) her türlü mahramiyetten uzak, âdeta “komün hayatı” yaşarlar. Olay örgüsü 1930 sonrası Ankara'sında yaşanan Vassaf Bey'de ise, ailenin apartman
çarpıklığından kurtulup tekrar “eve” geçtiği ve bu tip mekânın esas olduğu görülür. Konak-yalı-köşk-ev-apartman-pansiyon çizgisinde müşahede edilen değişme/küçülme kemiyet ve keyfiyetteki değişme/küçülme ve yozlaşmanın da en açık ifadesidir. Unutulmamalıdır ki, her bir mekân tipi belli bir aile yapısı veya belli bir zihniyet dünya görüşü, hayat tarzı ve ekonomik
gücün mekâna yansımış hem ifadesi, hem de sonucudur. Hiç şüphesiz, aile müessesesine bağlı olarak ortaya konmaya çalışılan vetire, toplumumuzun sosyo-kültürel sosyo-ekonomik ve sosyopolitik hayatına ait kıymet hükümlerindeki bozulma, çözülme ve yozlaşma vetiresinin boyutlarını da gözler önüne sermektedir. Bu açıdan, İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e geçişimizin serüvenini ailenin yaşadığı değişim sürecinde saklıdır, demek mümkün. Buraya kadarki izahlarımızda ailedeki yapı değişiklikleri nitelik ve nicelik itibariyle tahlil edilirken bunun gerisindeki farklılıklar üzerinde de durulur. Gördük ki, müessesedeki değişim süreci
şu üç temel faktör üzerine oturmaktadır:

1- Değerler manzumesindeki bozulma, çözülme ve yozlaşma;
2 - Ekonomik yapıdaki bozulma;
3- Sosyal hayattaki büyük sarsıntılar.

Elbette ki, bu üç faktör arasında çok sıkı ve karşılıklı bir ilişki vardır. Bu sebeple aralarında öncelik-sonralık veya sebep-sonuç ayrımı yapabilmek son derece zordur. Bir noktada bunların fert, aile ve toplum hayatında iç içe yaşanmış olduğunu kabul etmek gerekir. Yukarıdaki faktörlerin tahliline kalkışmak yazımızın sınırlarını zorlayacaktır. Bunu bir kenara bırakarak Esendal'ın ailedeki değişim veya yozlaşma  karşısındaki tavır ve çözüm yollarına ait tekliflerine geçeceğiz. Yazarımız, müessesedeki söz konusu vetireyi tasvir, tahlil ve tahkiye ederken Miras'ta tenkitçi, diğer iki romanda ise tasvircidir. Özellikle Ayaşlı ile Kiracıları'nda, olan'ın dikkatlere sunulması peşindedir. Bununla birlikte mevcut durumun tasvip etmediği; çıkış ve çözüm yolları hakkındaki kanaatlerini sezdirmeyi çalıştığı da muhakkaktır.

Memduh Şevket, aile müessesesinin dolayısıyle Türk toplumunun yaşamakta olduğu çözülme, yozlaşma vetiresi karşısındaki çözülme, yine aynı müessese içinde arar ve orada bulur. Bu; müessesenin yeniden, ama sağlam ve sağlıklı temeller üzerine inşâ edilmesidir. Bahis konusu inşâ,
hiç şüphesiz milletin değerler manzumesine sahip yeni nesiller tarafından gerçekleştirilecektir. Romanlara şimdi de bu açıdan bakalım.
Silahtar Ali Paşa ailesinin yıkılışını, parçalanmadan doğan ailelerin huzursuz iç yapılarını ve aralarındaki çekişmeleri anlatan Miras; bu enkaz veya yozlaşmış aile ortamında yepyeni ve sağlıklı bir ailenin kuruluşuna imkân verecek bir sevginin hikâyesini de anlatır. Asım-Salime sevgisi. Bu
sevgi, parçalanan büyük aile arasındaki dargınlıkların ortadan kalkmasına vesile teşkil ettiği kadar, ideal ailenin ilk temel taşıdır da. Romanın yarım kalışı, Asım-Selime çiftinin oluşturabilecekleri yeni ailenin teşekkülü imkânını ortadan kaldırmıştır. İdeal ailenin teşekkülü, Ayaşlı ile Kiracıları'nda çok daha nettir. Olay örgüsünün önemli bir bölümü buna ayrılmıştır. Hatta romanı, ailedeki zıt iki sürecin anlatımına göre bölümlemek gerekir. “Çöküş” ve “diriliş” bölümü. Daha önce bahsettiğimiz apartman dairesindeki hayat, buradaki aile ve
fertlerin iç dünyalarıyla ilişkilerinin tasvir ve tahkiyesi çöküş bölümünü oluşturur. Buna karşılık, çöküşün son dönemlerinden itibaren yeni bir hayatın, dirilişin başladığı sezilir. Kahraman anlatıcı
Selime ile Dr. Fahri-Melek çiftleri arasındaki karşılıklı sevgi ekseninde ve apartmanın dışında başlayan bu süreç, evlenmeleriyle zirveye ulaşır.
Vassaf Bey, bütünüyle yeni ailenin kuruluş hikâyesi ekseninde teşekkül eder. Perihan'ın iyi bir evlilik yapabilme mücadeleleri, bunu gerçekleştirişi ve kavuştuğu mutluluğun anlatımı, romanın esasını teşkil eder. Perihan-Tuğrul, Behice-Nihat çiftlerinin vücut verdikleri aileler, Esendal'ın
özlediği ideal ailenin müşahhas örnekleri olurlar.

Yukarıda söz konusu ettiğimiz yeni aileler, öncelikle karşılıklı sevgi, saygı, ferâgât, fedâkârlık, sadakât, namus, çalışkanlık, aile şuur ve sorumluluğu gibi temel değerler üzerine kurulmuşlardır. Birer çekirdek ailedirler. Mekânları ise “ev”dir. Artık ne büyük aile, ne de konak, yalı, köşk tipi mekânları yaşatma imkânı vardır. XX. yüzyılın sosyal ve ekonomik şartları buna izin
vermez. Ayaşlı ile Kiracıları'ndaki apartman veya apartman dairesinin, yeni aileler için söz konusu edilmemesi dikkate şayandır. Anlarız ki Esendal, bu tip bu mekâna karşıdır. Çünkü o, bir veya -en çok- iki katlı, bahçeli, kırmızı kiremitli ve yeşillikler” içindeki evlerin bir uçtan öbür uca kadar
doldurduğu bir Türkiye özlemi duymuştur hep.

İşte Memduh Şevket Esendal'ın üç romanında ele aldığı aile konusunun kısası tahlili. Romanlar, müessesedeki iç ve dış yapı değişikliği sürecini realist bir anlayış ve edebî bir tür içinde okuyucuya sunmanın yanında, sosyal bilimcilerimize verebileceği malzeme itibariyle de önemlidir.
Ayrıca onlarda ortaya konan çözüm yolları günümüzde de geçerliliğini koruduğuna inandığımız tekliflerdir. Esendal'ın ifadesiyle, sağlam ve sağlıklı ailenin “bu memleketin temeli” olduğu, olacağı
gerçeğini unutmayalım.

  
933 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın